Kayıtlar

MS (MERKEZİ SINAV)

Resim
Aydın Eğitim Dergisinin Mayıs 2018 sayısında yayınlanan yazım. MS (MERKEZİ SINAV) Son 15 yılda değişime uğrayan sınav sistemleri… Eğitimcilerin ve velilerin kafalarını karıştıran kısaltılmış kavramlar… OKS, SBS, TEOG(ORTAK SINAVLAR)   ve son olarak ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ (MS)… 2005-2006 eğitim-öğretim yılında, 1968 yılından beri uygulamada olan öğretim programları değiştirildi. Bu köklü değişim, sürecin değerlendirmesini öngörüyor, tek sınavla öğrencilerin değerlendirilemeyeceğini savunuyordu. Kısa sürede OKS yerini 6, 7 ve 8. sınıfın sonunda yapılacak olan SBS’ye(Seviye Belirleme Sınavı) bıraktı. Kademeli olarak uygulamaya konulan bu sınavlar, veliler tarafından çok geçmeden eleştirilmeye başlandı. 3 yıl boyunca çocukların sınav stresi yaşadığı ileri sürüldü ve yine çok geçmeden bu sınavlar 8. sınıfın sonunda uygulanmak üzere tek sınava dönüştürüldü. Tek sınav süreci ölçmez eleştirileri gelince “Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi(TEOG)” kapsamında “OR...

SUSUN SINAV VAR!

Resim
Yazmazsam duramayacağım. Ne verdin de ne istiyorsun? Hangi kitabında böyle sorular var? Bu sorular için gerekli olan beceriler hangi etkinliğinde kazandırıldı? Kaç eğitimcinin aklına gelir bu bakış açıları? Sayıları az da olsa bu becerileri verebilecek nitelikli eğitimcileri arar gözüm. Bu becerilerin edinmesi için gerekli sınıf atmosferleri gelir aklıma. Şanslı olanlar var. En kötüsü de, Bu imkanlardan yoksun olanlar, Köyde kasabada yaşayan, umudunu okumaya adamış pırıl pırıl öğrencilerin hakkını nasıl ödeyeceğimiz gelir aklıma. Ne verdin de ne istiyorsun? 90 saniyede çöz diyorsun, gel de sen çöz bakalım? Bir sayfa yazmışsın, o bir sayfayı 90 saniyede oku, sonra da yap bakalım? Bu soruları hazırlayanlar, bu yaş grubu çocukların ne tür becerilere sahip olduğunu bilirler mi ki! Köşe yazılarını okuyorum. Matematik zordu diyorlar. Zor olan matematik değildi. Zor olan, olmayan becerilerin istenmesiydi. Soru hazırlamasını bilmeyenlerin ne ölçmek, ne seçmek istedikler...

EMEK

Resim
O kadar çok anlamı var ki! Kurcalasan ne manalar çıkar içinden? Nereden başlasam, ne yazsam... Anlatmak istediklerimi kim anlar, ne anlar, nasıl yorumlar? TDK'ya göre emek; "uzun, yorucu ve özenli çalışma." Bu kadar uzun, yorucu ve özenli çalışamalar neler ki! Neyi önemseriz de, neye emek veririz? Arkadaşlık emek ister, Sevgi emek ister, Aş emek ister, Yalnızlık emek ister, Başarı emek ister Sanat emek ister... Her karar gibi ne istiyorsan, o da emek ister. Hep söylerim yönetim kararla başlar, kararla biter. Karar vermişsen artık emek verme zamanıdır. Peki, emek ne ister? İrade ister, ısrar ister, kararlılık ister, mücadele ister. Bu yol zorlu, engebeli... Eğitim sevgi demek, sevgi ise emek. Hepsini bir kenara ittim. Ne olursa olsun emek; istemek ister, istediğini göstermek ister.

ANLAMAK-ANLAŞILMAK

Resim
Hayat nereden başlasam bilmiyorum seni anlamaya, anlatmaya, Her anın umut, her anın mücadele, her anın heyecan. Varoluş amacımız, yaşadığımız dünyayı anlamak ve anlaşılmak değil mi zaten? İlk günden son güne kadar hep ihtiyaçlarımız değil mi gerçekleştirmek istediğimiz. İlk ağlama ile açlığın dile getirilmesi. Aslında kendimizi ifade edişimiz. Anlaşılma çabamız. Yaşadığımız sürece anlamaya çalışırız dünyayı, insanları. Hep bir ihtiyaç giderme söz konusudur. Aslında anlamaktır ve anlaşılmaktır gayemiz. "Anlamak, beğenmenin başlangıcıdır" der  Spinoza. İnsanlar gençliğinde öğrenir, yaşlandığında anlar (Eschenbach) . Benim için anlamak araç, yaşamak amaçtır aslında Bir Kızılderili Atasözü' nü hatırlarım . B ana söylersen unutabilirim.  Gösterirsen anımsayabilirim.  Ama beni de katarsan anlarım, diyor. Çok manalı değil mi? Beni de kat içine ki anlayayım. İnsan, anlamadığı şeye sahip olamaz ( Wolfgang Van Goethe) ki. Anlamak tamam da, peki anlaşılmak neden...

EMEK VE DAYANIŞMA

Resim
Bugün "Emek ve Dayanışma Günü" Kimin emeği, kimlerin dayanışması, kimin bayramı. Kim ya da kimler hak ediyor ki acaba, belli değil. Herkes kendince haklı, herkes kendince sahipleniyor, aklı sıra. Sosyal medya resimlerle, sloganlarla dolu bugün. Televizyonlar, meydanlardan canlı yayında. Ayrıca, sokaklar bugünü izin olarak gören, emeği sömürenlerle dolu, Birileri var ki! bugünü en fazla hak edenler onlar. İnsanoğlu, yaşamının sonunda toprağın altına bir sefer girer, Onlar her gün toprağın 7 kat altına giriyorlar. Maden işçileri... Asıl emekçiler onlar. asıl hak edenler onlar. Farklıdır bizler için yerleri, Ekmek parası içindir yaptıklarının hepsi, Yaşam mücadelesidir aslında katlanılan her gün. Evde bekleyen umutlar içindir hepsi. Bunca emek, insanoğlunun yaşam mücadelesidir aslında, Nasırlı ellerin, kararmış yüzlerin, umutla bakan gözlerin hakkıdır bu! Her iniş bir umut, her çıkış bir umut, Sanki hayattan koparcasına, bu inişler, Sanki hayata tutunurcas...

ELEŞTİRMEDEN ÖNCE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKENLER

Resim
Ne acı bir şeydir, düşünülmeden söylenen sözlerin bıraktığı acı. Yorgun gözlerin, kırılmış yüreklerin o an duyduğu ızdırap. Bazen duymak istediklerinizi duyamazsınız, Bazen de hak etmediklerinizi duyarsınız. İşte o an içine kapanır, sessizleşirsiniz. Sonra birden içinizde bir ateş kıvılcımlanır. Eleştirel gözle bakılığında her şeyi eleştirebilir, bir kusur bulabilirsiniz. Bardağın dolu kısmına bakmayı öğrenememiş insanlar... Geliştirilmesi gereken noktalar ile ilgili çözüm önerileri sunmayı bilemezler. Motivasyon yerlerde sürünür... İşte tam o anda, içten bir ses duyulur... "Sen işine bak." Hayal kırıklıkları, beklentiler, verdiğin zamanlar, harcadığın emekler... Görülmez hiçbiri... Bir ses gelir kulağınıza... Yıkılırsınız ansızın... Sonra geriye döner bir bakarsınız... Pişmanlık duyar, keşkelere boğulursunuz... Çok güzel bir söz duymuştum bundan 10 yıl önce, "Yiğit yere düştüğü zaman kalkabilendir" Gelin hep birlikte tarih ne yazmış eleşti...

BİR BEKLEYİŞTİR GİDİYOR...

Resim
Hayat bu! Doğduk, büyüdük, yetiştik... Her dönem ayrı bir bekleyiş içinde geçiyor. Güneşin kendini gösterdiği gibi yavaş yavaş gösteriyor kendini, Bir ilerleyiştir gidiyor, müthiş bir değişim furyası yaşanıyor. Baktığımızda bekleyiş, umuttur aslında, Var olmak için yaşanılan heyecandır. Aslında bir engeldir, bekleyiş. Ya harekete geçersiniz ya da beklersiniz. Azmetmekte önemli değil mi? Sabır bunun neresinde ki? Edinilen tecrübeler bize farklı anlamlar katıyor. Tek bir sözcükten ne anlamlar çıkıyor. Birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum. Umut, uyanık adamın rüyasıdır. (Aristoteles) Umut sadece eziyetin süresini artırır. (Friedrich Nietzsche) Umut, çalışkanların rüyasıdır. ( Plinius) Hastalar için hayat oldukça, umut da vardır. ( Cicero) Az kork, çok umut et; az ye, çok çiğne; az homurdan, çok nefes al; az konuş, çok anlat; az nefret et, çok sev ve en güzel şeyler seninle olsun. (İskandinav atasözü) Umut fakirin ekmeğidir. (Türk atasözü) Her yaşanılan tecrübeye...

BİR MASA KURULSA DA HERKESİN FİKRİ ALINSA...

Resim
Hep biz biliyoruz değil mi? Her şeyi bildiğini zannedip, karşındakinin bilmediğini mi zannediyorsun? Aptala yatanları, aptal mı sanıyorsun? Senin bildiklerin ve bilmediklerin. Ayrıca bilsen de, bilmesen de. Tek bildiğin, her şeyi kendinin bildiğini zannetmek. Mühendissin, doktorsun, öğretmensin... Mevlana'ya sormuşlar ; O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne  bilirsin ?  Mevlana  şu cevabı vermiş; Haddimi bilirim. Peki danışma bu işin neresinde? Hatırlayalım mı? Sizinle kıssadan hisse yapalım mı? Neler söylenmiş, neler tecrübe edinilmiş? Danışan kişi, danıştığı için rahatlar, ama danıştığı kişiyi de düşünceye boğar. ( August Wolf) Yedi yaşına kadar çocuğunuzla oynayınız, on beş yaşına kadar arkadaş olunuz, on beş yaşından sonra onunla istişare ediniz. ( Hz. Ali (ra)) İnsanın, mektuptan ziyade sözle, kendi başına olmaktan ziyade de üçüncü bir şahsın araya girmesiyle işlerini görmesi çoğu zaman daha isabetli olur. ( Francis Bacon) Danışın ve danıştığın...

ŞEHİTLER GÜNÜ

Resim
Ne söylesek az,  Ne yazsak az... Minnettarlığımızı yazı ve sözle değil, "Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır" anlayışı ile yerine getirmeli, Peki sadece bir günle hatırlanmak mı? Asla! Kendilerine dava edinerek bu toprakları yurt edinmiş atalarımız, Gözlerini kırpmadan evlatlarına bırakmak için bu toprakları, Yine bu topraklar için toprağa düşmüşler, Nerede mi derseniz? Preveze'de, Kafkaslarda, Conk Bayırında, Maraşta, Viyana Kapılarında, Sakarya'da, Kurtuluş Savaşında, Plevne'de, Kafkaslarda, Afrin'de, Kutu Deresi'nde, Ali Boğazı'nda... Geçmişte olduğu gibi şu anda da eli tetikte bekleyen, gözlerini kırpmadan bekleyen bu vatanın evlatları, Gökyüzünüz açık olsun! Gözünü kırpmadan, hiç tereddüt etmeden, bu topraklar için toprağa düşmüş, bu vatanın evlatlarına, Gün doğdu, hep uyandık,  Siperlere dayandık.  İstiklalin uğruna da,  Al kanlara boyandık.  Sandılar Türk uyudu,  Ata cenge buyurdu,  ...

KAVRAMLAR VE YÜKLEDİĞİMİZ ANLAMLAR

Resim
Kavramlar, kavramlar, kavramlar... Hangisi üzerinde dursam, hangisini düşünsem, Hangi yorumu yapsam, neyi anlatsam, anlatılanlardan ne anladıysam... Kavramlar, kavramlar, kavramlar... Türk Dil Kurumuna göre; Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı. Felsefi açıdan baktığımızda ise; Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım. Ne geldiyse başımıza kavramlara yüklediğimiz anlamlardan geldi. Ne anlattığımız kadar ne anladığımızda önemli değil mi? Ne yaşadıysak, ne gördüysek, ne okuduysak ve ne düşündüysek hepsi o kadar. Aslında fark yaratırız kavramlarla, Duyguları anlatır, paylaşırız düşüncelerimizi, Herakleitos ne güzel söylemiş, " Hak kavramını haksızlık kavramı olmasaydı bilemezdik. " diye. Neredeyse her kavram zıttı ile bir anlam taşıyor. Felsefe yaşamımızın her alanına girmiş durumda. O kadar çok kavram çıkarmış ki ortaya. Nail Kaplan'ın dediği gibi. "Felsefe, y...

NE ÖNEMİ VAR Kİ!

Resim
İsimsiz Kahramanlara, Bir arkadaşım, "Hocam sinemaya, tiyatroya gider misiniz? Sahilde yürüyüş yapar mısınız? Ailenize zaman ayırır mısınız? kendinize zaman ayırır mısınız? Hayatınız okul ve öğrenci olmuş" dedi. Ben de, "Ülkenin evlatları hayatlarının baharında bu topraklar için toprağa düşmüşler, ne önemi var ki!" dedim. Gerçekten de ne önemi var ki! Bu ülkenin kaderi mi? Bu topraklarda yaşayan, yaşadığı topraklara vatan diyen, her karışını kanıyla sulayan bu ülkenin evlatlarına ne denilebilir ki! Onlar bu ülkenin isimsiz kahramanları, Onlar bu toprakların gerçek sahipleri, Vatanın nasıl sevileceğini gösterdiniz bizlere, RUHUNUZ ŞAD OLSUN!

KÜÇÜK BEDENLERİN BÜYÜK RÜYASI

Resim
Bir çocuğun rüyasından ne gördüğünü kim bilebilir? Zor bir soru, Kurduğu hayalleri mi? Yaşadığı korkuları mı? Söyleyemedikleri mi? Okulun ve çevrenin ona yaşattıklarını mı? Kim bilebilir ki? Cevabı bulmak için teknolojinin ilerlemesini beklemekten başka çare yok gibi... O zaman da görülen rüyalar da değişebilir mi? Bir furyadır gidiyor, zamanın çocukları farklı diye... Kaçamak cevaplar içinde, çıkılmaz yollarda insanlar. Çare bulmaktan yoksun, çaresizce mazeretler, Çocukların hayatlarında sorun yaratanlar bir tarafta, Sorun yarattığının farkında olmayanlar ise başka bir mesele. Çare arayanlar bir tarafta. Çare arayanların çabalarının kıymetini bilenlerle, bilmeyenler arasında kalmış bir dünya. Yine de o söz gelir aklıma... Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz. Saygılarımla.

GİRİZGAH - 2018

Resim
Yeni bir gün... Yeni bir hafta... Yeni bir ay... Ve yeni bir yıl. Bugün, 365 günlük bir kitabın ilk sayfası. Güzel bir girizgâh yazmalı o zaman, boş sayfalara. Bir başlangıç aslında. Geçmişte yaşanılanların üzerine bir örtü mü seriyoruz? Unutmak mı istiyoruz yoksa? Bugün yeni bir başlangıç mı? Aslında, dünde yaşadıklarımız bir tecrübe olarak kaldı hafızalarda. Gelecek umuttur, hayaldir. Yaşanır, yaşandıktan sonra, o da bir hayal gibi kalır anılarda. Her gün bir girizgah aslında... Sayfalara düşen işaretler ve işaretlere katılan anlamlar. Yeni yılda askıya aldığınız tüm dilekler gün yüzüne çıkıyor. Umutlar yeşeriyor. Yeni başlangıçların bizlere kattığı anlamları çeşitlendirmek istedim. Bu anlamlı sözler sizin için; Zamanın en güzel tarafı, asla tamamını peşinen harcayamayacak olmanızdır. Bir sonraki yıl, bir sonraki gün, bir sonraki saat hiç bozulmamış ve boşa harcanmamış şekilde sizi bekler .  Arnold Bennett Her şeyin en mühim noktası, başlangıcıdır. Eflatun B...

VAR MISIN, YOK MUSUN?

Resim
Bir yarışmaydı aslında. Bir karar verme anıydı. Seçimlerimiz, seçtiklerimizdi. Gerçekten var mıyız, yok muyuz? Gerçek mi yaşadıklarımız? Hayal mi gördüklerimiz? Biz neresindeyiz yaşanılanların. Uzaydan gelecek bir virüs bizi imha mı edecek yoksa? Yoksa biz, biz değil miyiz? Hem varız, hem yokuz. Varız aslında... Dokunuyoruz, algılıyoruz, görüyoruz... Hatırlıyoruz. Onlar bizi var ediyor. Bir taraftan da yokuz aslında, Bir enerji var etrafımızda... Algılayamadığımız, Varlığımızı yok eden, Bizi bizden alan. Anlayamadık bir türlü... Benliğimiz şaşırdı. Gerçekten biz var mıyız, yok muyuz?

OLGUNLUĞUN SİMGESİ BANYAN AĞACI

Resim
Ne kadar özlü söz varsa söylenmiş, Kıssadan hisse ile anlatılmış, Yaşanmış, tecrübe edinilmiş, Hepsi birer ışık, yol gösterici, Hepsi ders verir nitelikte. Tabi almasını bilene. Sadece siz mi yaşadınız sandınız? Sizin başınızdan mı geçti tüm olaylar? İnsanoğlu bin yıllardır yaşadı, yaşıyor, yaşayacak. Tecrübe ediniyor yaşadıklarından, Ne anlatsam ne yazsam diye düşünmek yersiz, Yazmak için önce dolmak gerekli, Olgunlaşmak önemli, Olgunlaşma .  Olgunlaşma . Spinoza'nın dediği gibi "İstek, insanın daha az olgunluktan daha çok olgunluğa ulaşabilme çabasıdır". Olgunlaşmada bir nokta yoktur, bir noktalı virgül bile hiçbir yerde yoktur... Devam eder ve devam eder. Bir insan ne kadar kendi içinde derine giderse, o kadar olgundur aslında. Hindistan'da bir ağaç, Banyan ağacı... Bilgelik, olgunluk ve tecrübeyi temsil eder. Kök salmıştır etrafına, yerleşmiştir, dalarından yere doğru gövdeler vermiştir. Ana gövdesi kurusa da diğer gövdeleri ayak ...