ÇALKANTILI DÖNEMLERDE OKULU AYAKTA TUTMAK: ÖĞRETMEN BAĞLILIĞI VE ÖRGÜT KÜLTÜRÜ

 Bugün sosyal medyada bir paylaşım görünce, "Neler oluyor?" dedim. Özel okulların sayısında ve öğrenci sayılarında yıllar geçtikçe gözle görülür bir azalma var.

Dünya genelinde ekonomik dengelerin değiştiği, eğitim modellerinin hızla dönüştüğü ve kurumsal yapıların ciddi sınavlar verdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dinamik ve zaman zaman çalkantılı süreçte, okullar varlıklarını ve başarılarını sürdürebilmek için dayanıklılık testine tabi tutuluyor.

Bir okulun bu tür dalgalı dönemlerde ayakta kalmasını, hatta krizleri fırsata çevirmesini sağlayan şey nedir? Modern binalar mı? En son teknolojiyle donatılmış sınıflar mı? Yoksa agresif pazarlama stratejileri mi?

Endüstri Devrimi’nden bu yana yapılan tüm araştırmalar ve pratik uygulamalar tek bir gerçeğe işaret ediyor: En kritik ve ikame edilemez kaynak, beşeri sermayedir. Okullar söz konusu olduğunda ise bu sermaye, doğrudan doğruya öğretmenlerimiz ve idari kadromuzdur. Çalkantılı dönemlerin en güvenli sığınağı ve pusulası ise güçlü bir örgüt kültürü ile yüksek öğretmen bağlılığıdır.

Örgüt kültürü, bir okulun sadece duvarlarında yazan vizyon belgelerinden ibaret değildir; koridorlarda nasıl konuşulduğu, kriz anlarında nasıl refleksler verildiği ve kurumun temel felsefesinin çalışanlar tarafından ne kadar içselleştirildiğidir.


Okul yapılarında sürdürülebilirlik, her şeyden önce "Kurumsal Hafızanın Korunması" anlamına gelir. Güçlü bir örgüt kültürüne sahip okullarda:

Ortak bir ideal vardır.

Çalışanlar sadece bir "iş" yapmazlar; okulun felsefesine, yetiştirmek istediği insan modeline ve değerlerine ortak olurlar.

Kriz anında uygun çözümler üretilir.

Kurallar ve prosedürler yetersiz kaldığında, personelin doğru kararlar almasını sağlayan şey kurumsal kültürün ta kendisidir.

Güven iklimi sarmıştır her köşeyi.

Çalkantılı dönemlerde dışarıda ne olursa olsun, okulun içinde adil, şeffaf ve açık iletişime dayalı bir güven iklimi varsa, kurumun sarsılması zorlaşır.

Bir fabrikanın makinelerini yenileyebilirsiniz ancak bir öğretmenin sınıf içindeki enerjisini, öğrencisiyle kurduğu bağı ve kuruma olan sadakatini parayla satın alamazsınız. Sık gerçekleşen öğretmen sirkülasyonu, bir okulun sürdürülebilirliğine indirilen en büyük darbedir. Sürekli öğretmen değiştiren bir okulda kurumsal süreklilik sekteye uğrar, veli güveni zedelenir ve en önemlisi öğrencinin akademik ve pedagojik takibi kesintiye uğrar.

Öğretmen bağlılığını artırmak ve beşeri sermayeyi okulda tutmak ise bir tesadüf değildir; stratejik bir insan kaynakları yönetimi gerektirir:

Okullar mesleki gelişime yatırım yapmalı.

Öğretmeni sadece mevcut müfredatı aktaran bir uygulayıcı olarak görmeyip, onun entelektüel birikimine ve yeni nesil beceri temelli eğitim modellerine adaptasyonuna yatırım yapmak, aidiyeti artıran en önemli unsurdur.

Güven ortamı oluşturulmalı.

Fikirlerin özgürce paylaşılabildiği, hatanın bir öğrenme süreci olarak kabul edildiği ve emeğin takdir edildiği bir ortamda öğretmen bağlılığı doğal bir sonuç olarak ortaya çıkar.

Geleceğe birlikte yürüyebilmeliler. Ben” değil, “Biz” ruhu oluşturulmalı.

Öğretmenlerin okulun stratejik hedeflerine dahil edilmesi, onlara "Bu kurumun geleceğinde ben de varım," dedirtir. Ekip çalışmasına dahil olurlar; başarıda da başarısızlıkta da "biz" ifadesi kullanılır.

Sonuç olarak okulların nihai amacı ekonomik başarı ve sürdürülebilirlik olabilir; ancak eğitim sektöründe bu amaca ulaşmanın yolu finansal tablolardan değil, insan kalbinden ve zihninden geçer.

Çalkantılı dönemler gelip geçicidir. Geriye kalan ise fırtınalı günlerde omuz omuza durmayı başarmış, okulun değerlerini kendi pusulası yapmış nitelikli bir kadrodur. Beşerî sermayesini doğru yöneten, öğretmenine değer veren ve köklü bir örgüt kültürü inşa eden okullar, sadece bugünün krizlerini aşmakla kalmayacak; geleceğin eğitim dünyasında da kalıcı izler bırakacaktır.

Bir okulun gerçek değeri, bilançolarındaki rakamlarla değil; öğretmenler odasındaki motivasyonla ve sınıflara yansıyan kurumsal huzurla ölçülür.

Saygılarımla.

Kadir BAYŞU

Bu yazı "Nirvana Sosyal Bilimler" sitesinde yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Proje Okulları: Eğitime Yeni Bir Soluk

SORU SORMAKTAN KORKMAYAN ÇOCUKLAR: FELSEFENİN GÜCÜ

YENİ BAŞLAYANLARA