KADEMELER ARASI GEÇİŞ SİSTEMİ - LGS, TYT, AYT TARİH Mİ OLUYOR?

Okulu sadece bilgi aktarılan bir yer olmaktan çıkararak öğrenci, öğretmen, yönetici ve ailelerin ortak katılımıyla gelişimsel hedeflerin sağlandığı çok katmanlı bir öğrenme ve gelişim ekosistemi hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Yeni müfredat ile birlikte okul erdem-değer-eylem çerçevesinin pratikte uygulamaya geçirilmesi, tüm okul paydaşlarının görev ve sorumluluklarının netleştirilmesi, okulların sürekli gelişen bir yapıya sahip olması hedeflenmektedir.

Öğrencilerin ilgi, yetenek, değer ve potansiyellerini merkeze alarak onları bireysel farklılıkları doğrultusunda en uygun eğitim kademesine yönlendirmek ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin temel ilkeleriyle uyumlu olarak sınav merkezli bir yapıdan süreç ve gelişim odaklı bir yapıya geçirilmesi amaçlanmaktadır.

Ortaokul öğrencilerini liseye, lise öğrencilerinin ise yüksek öğrenime geçişte bütüncül bir şekilde değerlendirilmesi, yönlendirme süreçlerinin bilimsel verilere ve çok kaynaklı ölçme sonuçlarına dayanması hedeflenmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) ile hedeflediği bu dönüşüm, eğitimi sadece bir "sonuç" (sınav puanı) olmaktan çıkarıp bir "yolculuk" (gelişim izleme) haline getirmeyi amaçlıyor. Bu sistemde ölçülmesi muhtemel olan ve bir üst kademeye geçişte belirleyici rol oynaması gereken becerileri şu şekilde kategorize edebiliriz:

Yeni modelin merkezinde öğrencinin "ilgi ve yetenekleri" yer aldığına göre, ölçümleme artık sadece akademik başarıyı değil, öğrencinin hangi alanda potansiyel gösterdiğini saptamayı hedefleyecektir.

·         Öğrencinin sanat, spor, bilim veya teknik alanlardaki eğilimlerini belirleyen uzun vadeli gözlemler yapılmalı.

·         Takım çalışması, empati, liderlik ve etik karar verme gibi becerilerin "Portfolyo" (Gelişim Dosyası) üzerinden değerlendirilmeli.


Sınav merkezli yapıdan kopuş, bilginin ezberlenmesini değil, kullanılmasını zorunlu kılar. Bu noktada şu beceriler öne çıkacaktır:

·         Sadece metin okuma değil; dijital, finansal, veri ve bilim okuryazarlığı. Öğrencinin bilgiyi nasıl sentezlediği ölçülmelidir.

·         Öğrencinin kendi öğrenme sürecini nasıl yönettiği (üstbilişsel beceriler - öğrenmeyi öğrenme), eksiklerini nasıl fark ettiği ve bunları nasıl tamamladığına dair kanıtlar (yansıtma yazıları, öz değerlendirme formları) ölçülmelidir.

TYMM’nin temel ilkelerinden biri olan "üretkenlik" ve "beceri odaklılık", teorik bilginin pratiğe dökülmesini gerektirir.

·         Proje ve Performans Görevleri ile öğrencinin gerçek dünya sorunlarına getirdiği çözümler. Örneğin, bir çevre sorunu için geliştirilen proje veya bir mühendislik tasarımı becerileri ölçülmeli.

·         Matematiksel bir mantığı fen bilimlerinde veya sosyal bilgilerde nasıl kullandığı ölçülmeli.

Geçiş sisteminin sağlıklı işleyebilmesi için "Eğitimsel Yönlendirme" mekanizmasının şu sac ayaklarına oturması faydalı olacaktır:

·         5. sınıftan 8. sınıfa kadar biriken veriler (Beceri Karnesi- Gelişim Dosyası), öğrencinin sadece akademik notunu değil, "beceri profilini" çıkarmalıdır. Lise tercihlerinde bu profil, okul türleriyle (Fen, Sosyal Bilimler, Güzel Sanatlar, Mesleki Teknik vb.) eşleştirilmelidir.

·         Merkezi sınavların etkisi azaltılmalı; okul içi projeler, sosyal sorumluluk çalışmaları ve branş öğretmenlerinin uzun vadeli gözlem puanları toplam puanın önemli bir kısmını (örneğin %50) oluşturmalıdır.

·         Öğrencinin potansiyeli ile gitmek istediği okul arasındaki uyum, yapay zeka destekli veri analizi veya uzman rehberlik servisleri tarafından analiz edilerek "en uygun eğitim kademesi" önerisi sunulmalıdır.

Süreç ve gelişim odaklı bir yapıya geçişte en kritik nokta, bu ölçümlerin objektif, şeffaf ve izlenebilir olmasıdır. Okul içi değerlendirmelerin standart bir ölçekle yapılması, sistemin güvenilirliğini sağlayacaktır.

Millî Eğitim Bakanlığının model üzerine çalıştığını, bu amaçla farklı ülkelerin kademeler arası geçiş sistemlerini incelediğini, raporlandığını, mevzuat değişikliği üzerine çalışıldığını, gerekli alt yapının oluşturulmayan başlandığını, mesleki ilgi, beceri ve değer envanterlerinin geliştirilerek dijital ortama entegre edilmeye çalışıldığını, program dışı etkinlikler ve sosyal etkinlikler için değerlendirme kriterlerinin ve kılavuzların hazırlandığını, ortak yazılı sınav standartlarının ve okul türlerine göre içerik farklılaştırma çalışmalarının yapıldığını, bütüncül değerlendirme sistemi için MEBBİS veri yapısının güncellenme ve e-Okul entegrasyonunun sağlanması için çalışmaların yürütüldüğünü ve yöneltme ve yönlendirme modüllerinin pilot uygulamalarının gerçekleştirileceğini biliyoruz.

Buraya kadar tamam. Peki şu an ki sınav odaklı sistemin değişimi kolay olacak?

Elbette hayır!

Sınav odaklı sistemin yarattığı devasa bir ekonomik ve psikolojik konfor alanı olduğu bir gerçek. Hem yayıncılık ve özel ders sektörü gibi "nemalananlar" hem de sınavın nesnelliğine sığınarak kendini güvende hisseden veli/öğretmen grubu bu değişime karşı doğal bir direnç gösterecektir.

Bu direnci kırmak için radikal bir reddediş yerine, dönüşümün avantajlarını somutlaştıran şu stratejiler izlenebilir:

"Sınavsızlık" Değil, "Veriye Dayalı Seçim" Anlatısı

En büyük korku, sınavın kalkmasının yerine "torpil" veya "belirsizlik" gelmesidir. Bu direnci kırmak için:

·         Ölçümün sadece öğretmen kanaatiyle değil, dijital portfolyolar, uluslararası standarttaki beceri testleri ve somut performans çıktılarıyla (projeler, sertifikalar) yapıldığı kanıtlanmalıdır.

·         Velilere, çocuğunun sadece bir gününü değil, dört yılını kapsayan bir başarı izleme sisteminin, sınav anındaki bir aksilikten (hastalık, kaygı vb.) çok daha "adil" olduğu anlatılmalıdır.

Ekonomik Paydaşların Dönüşümü (Adaptasyon)

Sektörden beslenen yapılar (yayıncılar, kurslar vb.) sistemi kilitleyebilir. Onlara yeni bir alan açılmalıdır:

·         Yayıncılık sektörü, "çoktan seçmeli soru" bankasından, "beceri temelli etkinlik ve ölçme araçları" üretimine teşvik edilmelidir.

·         Kurs merkezleri sadece sınav hazırlığı değil; yetenek geliştirme, portfolyo danışmanlığı ve ilgi alanlarına yönelik derinleşme merkezlerine evrilmelidir.

"Hayat Başarısı" vs. "Sınav Başarısı" Paradoksu

Sınav sisteminin ürettiği "üniversiteli işsizler" veya "becerisi olmayan mezunlar" gerçeği bir koz olarak kullanılmalıdır:

·         Şirketlerin artık diplomadan ziyade "eleştirel düşünme, problem çözme ve iş birliği" gibi TYMM'nin de merkezinde olan becerileri aradığı yüksek sesle vurgulanmalıdır.

·         Mevcut sınav sisteminin 21. yüzyıl yetkinliklerini ölçmediği, bu sistemde ısrar etmenin çocukları geleceğin dünyasında "işlevsiz" bırakacağı somut örneklerle gösterilmelidir.

Pilot Uygulamalar ve "Başarı Hikayeleri"

Direnç, belirsizlikten beslenir.

·         Sistemin uygulandığı pilot bölgelerdeki öğrencilerin mutluluğu, öğretmenlerin mesleki tatmini ve akademik gelişimin sürdürülebilirliği kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

·         Direncin bir ayağı da öğretmendir. Süreç odaklı ölçmeyi bilmeyen öğretmen sınava kaçar. Öğretmenlere bu yeni ölçme araçlarını kullanma becerisi kazandırılarak kendilerini yetersiz hissetmeleri engellenmelidir.

Seçkinlik Algısının Kırılması

Sınav, belirli okulları "ulaşılmaz ve üstün" kılarak bir statü yarışı doğuruyor. Eğitim kademeleri arası geçişte her okulun kendi içindeki "özel programı" ve "beceri odağı" ön plana çıkarılırsa, velinin tek bir okul türüne olan takıntılı direnci azalabilir.

Özetle; Direnci kırmanın yolu sınavı kötülemek değil, yeni sistemin daha adil, daha sürdürülebilir ve çocuğun geleceği için daha kazançlı olduğunu somut kanıtlarla (verilerle) ispatlamaktır.

Sonuç olarak okulların, öğretmenlerin, ebeveynlerin ve tüm paydaşların sorumluluk alarak yeni sisteme sahip çıkması önem arz ediyor.

Bakalım kimler eski sistemi savunacak(nemalananlar), kimler değişime evet diyecek ve kimler değişmek isteyecek?

Saygılarımla.

Kadir BAYŞU

Eğitim Yönetimi Uzmanı

Bu yazı Nirvana Sosyal Bilimler Sitesinde yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Proje Okulları: Eğitime Yeni Bir Soluk

2025 YILI LİSELERE GİRİŞ SINAVI (LGS) VE KONULARI

SORU SORMAKTAN KORKMAYAN ÇOCUKLAR: FELSEFENİN GÜCÜ